Çocuklar dünyaya geldiğinde kendini savunmasız olarak görürken, anne baba figürleri bebeğe güven sağlayan bireylerdir. Toplumda baba kavramı, çağdaş yaşam ile birlikte gelişse de baba kavramını hala sadece ekonomik destek veren kişi olarak algılayabilmektedir. Babalık kavramı günümüze kadar pek çok değişime uğramıştır. Eski dönemlerde babalara sadece ekonomik gelir sağlaması ve ahlaki rehberlik etmesi gibi roller biçilse de gelişen toplum ve artan eğitim düzeyleri ile birlikte bu kavramlar da yerini farklı tutumlara bırakmıştır. Baba kavramı çağdaş toplumda sınırlanmadan, babanın çocuğun gelişiminde etkin rol aldığı ve ailenin içinde hem maddi hem manevi destekte bulunduğu bir konuma getirilmiştir. Eski dönemlerde babalar duygularını belli etmede daha güçlük çeken ve çocuklarıyla daha az iletişime geçtikleri için babaları ile kurulan bağları güçlü olmamıştır, bu durum da çocuğun gelişimsel süreçlerinde eksiklere sebep olmaktadır. Gelişen toplum ile birlikte değişen babalık kavramı kültürel faktörlerden de etkilenir, toplumda değişen bazı kavramlar, babalığın tanımını da etkilemekle beraber belki erkeklere biçilen belirleyici rolleri de değiştirmiştir.
Gelişen toplum ile birlikte kadınların iş dünyasında daha aktif rol alması ve ekonomik anlamda bağımsız oluşu hem aile kavramında eşitlikçi bir bakış açısı kazandırmış hem de babanın sadece otorite ve ekonomik gelir sağlayan kişi olarak algılanmasını engellemiştir. Gelişen bu bakış açısı ile yapılan çalışmalar bizlere gösteriyor ki babanın çocuk ile etkileşimi baba ve çocuğun bağı açısından oldukça önemlidir. Geçmişte babalar evin ekonomisinde olan egemenliği ve ailesine sağladığı katkı ile ne kadar güçlü figür olsa da iletişim ve etkileşim anlamında zayıf bağlara sahip olduğu görülmektedir fakat yeni baba kavramına baktığımızda; çocuğun bakımında, gelişiminde, çocuğun baba ile kurduğu ilişkide daha tutarlı ve ilgili olduğu saptanmaktadır. Baba kavramının bu denli önemli olmasının en önemli sebeplerinden birinin çocuğun gelişiminde baba etkisinin önemi olduğu görülmüş ve baba çocuk iletişimi güçlü olmayan çocukların, duygularını ifade etmekte ve düzenlemekte zorluklar yaşadığı gözlenmiştir. Bunun yanı sıra akademik başarıları da bu süreçten etkilendiği için hem sosyal hem bireysel hem de akademik alanlarda çocuğa negatif getirileri olduğu saptanmıştır. Babanın bu etkileşimde uzak kalışı, annenin sorumluluklarını artırırken anneyi otorite figürü olarak görmesini de beraberinde getirmiş olduğu düşünülmektedir, anne çocukla ne kadar vakit geçirse de çocuğa belirli sorumluluklarını hatırlattığı ve işlevsel özellikleri sürekli anne gördüğü için anne çocuğun hayatında daha otorite merkezi haline gelmiş olabileceği düşünülür, ne var ki babanın bu sürece olan aktif katılımı bu süreçte gelişen dengeleri bozup daha eşitlikçi bir hale döndürebilir. Değişen bu döngü de babanın bu iletişime katılım sağlaması hem çocuğun baba ile geliştireceği bağları etkilemekte hem annenin otorite rolünün azaltılmasında katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Babalığın getirdiği hem bu sosyal değişimler varken yapılan çalışmalar saptanmıştır ki, aynı zamanda babaların psiko-sosyal ve biyolojik olarak da değişimler yaşadığını öne sürmüştür. Yapılan bu çalışmalarda görülmüştür ki yalnız anne değil babanın da çocuk ile geçirdiği vakit içerisinde anne ile aynı oranda beyin bölgeleri aktif olmuştur. Bu çalışmalar babanın da anneler gibi beyninde değişimler yaşanabildiğini öne sürmüştür.
Aile içerisinde annenin ve babanın da farklı rollere sahip olduğu öne sürülmüştür. Geçmişten günümüze kadar olan tüm süreçlerde anne çocuğa birincil bakım veren, çocuğun sadece oyun değil diğer tüm sorumluluklarını aktif hale getiren taraf olarak düşünülmektedir. Anne çocukla daha fazla zaman geçirse dahi biraz daha otorite olan taraf olarak görülebilir, bunun en önemli nedenlerinden biri, baba çocuk ile vakit geçirirken geçirilen bu zamanın büyük bir bölümü oyunu kapsadığı için anne daha sorumluluk hatırlatan ve otorite olan kısım olduğu düşünülür. Bu süreç zaman içerisinde değişebileceği için baba çocuğun hayatında ne denli aktif rol alırsa çocuğun gelişimi konusunda daha fazla konuya hakim olabilir. Babanın çocuğun hayatında aktif olarak var oluşu çocuğa kendini daha güvende hissettirdiği gibi , duygularının gelişimi, kimlik algısı, hem sosyal hem de psikolojik gelişimi açısında da büyük önem taşımaktadır. Babanın çocuğun hayatına dahil olması babanın bu anlamda geliştirdiği motivasyon ile doğru orantılıdır. Babalık motivasyonu ne kadar yoğun olursa çocuğu ile bağı da o denli kuvvetli gelişir. Bunun önemini ilerleyen süreçlerde baba ile çocuğun kurduğu iletişim ve etkileşimine olan sürekliliğinden anlayabiliriz. Bir çocuk için baba kavramı onun dünyayı algılaması ve keşfetmesi adına büyük önem taşımaktadır, babaları ile güvensiz bağ geliştiren çocuklar, duygularını ifade etmekte ve hatta uyumlu davranışlar geliştirmekte zorlanmaktadırlar. Güvenli bağ geliştiren çocuklar dünyayı, duyguları, hisleri keşfetme açısından hevesli olurken babalarını da bu keşfin güven veren tarafı olarak algılayabilirler. Bu nedenle çocuğun kendi dünyasını ve hayallerini kurup keşfedebilmişti için güvenebileceği bir destek olmak baba için çocuğunun geleceğini kendi elleriyle geliştirmesine benzetebiliriz. Bundan dolayı baba kavramı sadece bakım verenden ziyade bir çocuk için dünyasını paylaşabildiği birincil güvenli alanıdır ve bu alanda babanın önemi yadsınamayacak kadar güçlüdür. Uzman Psikolog Dilayda Işık
Kaygının Gelişimi ve Obsesif Kompülsif Bozukluk (OKB) Psikopatolojisi
Kontrol hissi kişiye kendini güvende hissettirdiği için kişi tehlike yok algısı içerisinde olur. İnsanlar hayatlarında kontrol
edemedikleri durumların varlığını algıladıkları anda “kaygı” geliştirmeye başlarlar. Kişi çevresini ve durumlara kontrol
edilemediğinde bütünüyle tehlike algısı ve tehdit algısı hisseder. Kişi algıladığı tehdit seviyesinde kontrol arayışına girdiği için
kaygı ve kontrol birbiriyle sürekli bir etkileşim halinde olmaktadır.
Kontrol etme davranışının patolojik hale gelme durumu bireyin işlevselliğini önemli boyutta kaybetmesiyle meydana
gelmektedir. Kişi kontrol edemediği duruma karşı bir tepki olarak göre davranış sergilemeye başlar, sergilenen davranış
minimal boyutta kaygının varlığını azaltmakla beraber kişiye rahatlama hali getirir ve aslında bu döngü kompülsiyonları sürekli
hale getirmektedir. Kaygının varlığı kişiye kontrol edilemez hissi verdiğinden dolayı kişiye sürekli olarak düşünce haline
sürükler ve rahatsızlığı artırmaktadır. Okb süreçlerine bakıldığında bireyin kontrol hissine ulaşmak istemesi kontrol ve kaygının
birbiriyle ilişkisinden kaynaklanır. Okb olan bireylerde düşüncenin kontrolü, düşüncenin işlevselliğinden daha önemlidir
bundan dolayı sağlıklı kişilerden farklı olarak hayatlarının her alanında bir kontrole ihtiyaç duyarlar.
Kaygının çocuğun hayatında işlevselliğini kaybetmesi ile sonuçlanması durumu okb durumunu meydana getirir. Çocuğun
obsesyon geliştirmesinde, tuvalet eğitimi almaya başladığı dönem vurgulanmaktadır çünkü çocuk o dönem içerisinde, obsesyon geliştirmeye başlamaktadır. Kaygı çocukluk dönemimizde öğrendiğimiz bir duygu halidir. Ebeveynlerimiz tarafından aşırı eleştirisel tutum ceza ve suçlayıcı davranışlar çocuğun kaygı geliştirmesine sebep olmaktadır. Çocuk kaygıyı çevresinden
öğrenirken kaygılı insanların varlığı onu daha çok kaygıya ve kontrol ihtiyacına sürükleyebilir bundan dolayı çocuğun kaygıyı
yönetimi sürecinde ebeveynlerin rolü ve çevresinin önemi vurgulanmaktadır.
Okb’nin gelişiminde, bireyin temel inanç ve şemaları da büyük önem taşımaktadır. Buradaki biliş ve şemalara bakıldığında,
bireyin felaketleştirici düşünme biçimi kaygı kişi de kaygı yaratmasına neden olmaktadır.
Kişi bunu sürekli düşünce ve davranış haline dönüştürdüğünde işlevselliğini kaybettiğini farkeder, ve kişiyi o noktada rahatsız
etmeye başlar. Okb’ye eşlik eden tanılara bakıldığında, en sık görülen depresyon ve tik sendromu olduğu belirtilmiştir.
Uzman Psikolog Dilayda Işık


