“Tükenmişlik (Burnout) Sendromu”

Günümüzde pek çok insan hem zihinsel hemde fiziksel olarak kendini yorgun ve bitkin
hissetmektedir. Bu durum kişinin hem ruhsal hem de fiziksel olarak tükenmesi anlamına gelmektedir.
Peki neden tükenmiş hissederiz?
Tükenmiş hissetmemizin pek çok nedeni olabilir. Fiziksel ve zihinsel yorgunluk, yoğun stres, aşırı iş
yükü ve iş yükünden dolayı kendine izin vermemek, uyku eksikliği ya da kişisel hayatta yaşanan
zorluklar tükenmişlik hissimizi artırabilir. Bununla beraber, sürekli yüksek beklentiler veya
mükemmeliyetçi bir yaklaşım da tükenmişlik duygunuzu tetikleyebilir. Mükemmelliyetçi düşünme
biçimi sizi hem kendi hayatınızda zorlarken aynı zamanda zihinsel olarak kendinize çok fazla kural
koymanıza sebep olmaktadır. Kuralların çok fazla olduğu bir zihin, katı bir hale dönüşmesini içerir
ancak kişi bunun farkında olmaz. Kişi bunun farkında olmadan kendine sürekli kural koyarak
mükemmel olma döngüsünden çıkamamaktadır. Sanılanın aksine kendinize kural ve kısıtlamalar
koyduğunuzda kendinizi baskılanmış hissedersiniz ve bu baskı durumu size kendinizi tükendirmiş
hissettirir.
Tükenmişlik sendromu genellikle iş hayatında ortaya çıksa da, kişisel yaşamda da etkili olmaktadır ve
bazı belirtiler göstermektedir. Bunların başında, duygusal tükenmişliği ele alırız. Duygusal tükenmişlik;
kişinin boş ve anlamsızlık hissinin çoğalması durumudur, kişi yaptıklarından ve ürettiklerinden verim
ve anlam alamamaktadır. Bir diğer durum ise kişinin performansının düşmesidir. Azalan performans iş
veya diğer görevlerde verimlilikte düşüşe ve kişisel başarı uykusunda da azalmaya neden olur, bu
durum beraberinde de yetersizlik duygusunu ortaya çıkarır. Diğer bir belirti olan motivasyon kaybı,
kişinin başarı olarak algıladığı ya da hedeflerine dair attığı adımlarda motivasyon bulamaması halidir.
Bu belirtiler beraberinde, kişisel ilişkilerde de etkili olmaya başlamaktadır. Kişinin motivasyon kaybı,
enerjisinin azalması kendi dünyasına da yansıyarak sosyalleşme ya da kendini dinleyeceği aktivitelere
zaman ayırmasını da engellemektedir.
Tükenmişlik durumu ile birlikte zihinsel olduğu kadar fiziksel belirtilerden de söz edebiliriz. Fiziksel
belirtileri; baş ağrısı, uykusuzluk, sürekli yorgunluk durumu gibi çerçeveleyebiliriz.
Tükenmişlik sendromunuzu aşmak için neler yapabiliriz gelin birlikte bakalım. İlk olarak fiziksel
ihtiyaçlarınızın farkına varmalısınız. Fiziksel olarak dinlenmenize özen gösterin. Her gün kendi
biyolojik ritminize göre yeterli uykuyu aldığınızdan emin olmalısınız. Diğer bir önemli nokta ise
zihinsel dinlenmektir. Zihinsel olarak dinlenmek için meditasyonu hayatınıza dahil edebilir ya da
kendinizde dingin kalabildiğiniz ortamlar yaratabilirsiniz. Sakin bir zihin, size dinlenmiş hissini
sağlayabilir. Bunun yanı sıra sevdiğiniz ve size iyi gelen insanlar ile sosyalleşmek, size zihinsel bir mola
sağlayabilir. Kendinizle kaldığınız anları artırmak, kısa yürüyüşler yapmak bu esnada anlam ve amaç
hissinizi artıracak Podcast’ler dinlemek yine kendinize bir fırsat yaratmanıza yardımcı olur.
Kendinize izin verip, zihninizden kuralları azaltma başladıkça, verimliliğinizin artttığınız siz de
görebilirsiniz. Mükemmel olma çabası, size katı bir zihin yapısı sağlayıp kendinizi tüketme noktasına
getirebilir. Bundan dolayı bilişsel esneklik sağlayacak durum ve kişilere açık olmalısınız.
Sağlıklı ve güzel günler dilerim.

Uzm.Psk. Dilayda IŞIK

ÇOCUK GELİŞİMİNDE BABANIN ÖNEMİ

Çocuklar dünyaya geldiğinde kendini savunmasız olarak görürken, anne baba figürleri bebeğe güven sağlayan bireylerdir. Toplumda baba kavramı, çağdaş yaşam ile birlikte gelişse de baba kavramını hala sadece ekonomik destek veren kişi olarak algılayabilmektedir. Babalık kavramı günümüze kadar pek çok değişime uğramıştır. Eski dönemlerde babalara sadece ekonomik gelir sağlaması ve ahlaki rehberlik etmesi gibi roller biçilse de gelişen toplum ve artan eğitim düzeyleri ile birlikte bu kavramlar da yerini farklı tutumlara bırakmıştır. Baba kavramı çağdaş toplumda sınırlanmadan, babanın çocuğun gelişiminde etkin rol aldığı ve ailenin içinde hem maddi hem manevi destekte bulunduğu bir konuma getirilmiştir. Eski dönemlerde babalar duygularını belli etmede daha güçlük çeken ve çocuklarıyla daha az iletişime geçtikleri için babaları ile kurulan bağları güçlü olmamıştır, bu durum da çocuğun gelişimsel süreçlerinde eksiklere sebep olmaktadır. Gelişen toplum ile birlikte değişen babalık kavramı kültürel faktörlerden de etkilenir, toplumda değişen bazı kavramlar, babalığın tanımını da etkilemekle beraber belki erkeklere biçilen belirleyici rolleri de değiştirmiştir.
Gelişen toplum ile birlikte kadınların iş dünyasında daha aktif rol alması ve ekonomik anlamda bağımsız oluşu hem aile kavramında eşitlikçi bir bakış açısı kazandırmış hem de babanın sadece otorite ve ekonomik gelir sağlayan kişi olarak algılanmasını engellemiştir. Gelişen bu bakış açısı ile yapılan çalışmalar bizlere gösteriyor ki babanın çocuk ile etkileşimi baba ve çocuğun bağı açısından oldukça önemlidir. Geçmişte babalar evin ekonomisinde olan egemenliği ve ailesine sağladığı katkı ile ne kadar güçlü figür olsa da iletişim ve etkileşim anlamında zayıf bağlara sahip olduğu görülmektedir fakat yeni baba kavramına baktığımızda; çocuğun bakımında, gelişiminde, çocuğun baba ile kurduğu ilişkide daha tutarlı ve ilgili olduğu saptanmaktadır. Baba kavramının bu denli önemli olmasının en önemli sebeplerinden birinin çocuğun gelişiminde baba etkisinin önemi olduğu görülmüş ve baba çocuk iletişimi güçlü olmayan çocukların, duygularını ifade etmekte ve düzenlemekte zorluklar yaşadığı gözlenmiştir. Bunun yanı sıra akademik başarıları da bu süreçten etkilendiği için hem sosyal hem bireysel hem de akademik alanlarda çocuğa negatif getirileri olduğu saptanmıştır. Babanın bu etkileşimde uzak kalışı, annenin sorumluluklarını artırırken anneyi otorite figürü olarak görmesini de beraberinde getirmiş olduğu düşünülmektedir, anne çocukla ne kadar vakit geçirse de çocuğa belirli sorumluluklarını hatırlattığı ve işlevsel özellikleri sürekli anne gördüğü için anne çocuğun hayatında daha otorite merkezi haline gelmiş olabileceği düşünülür, ne var ki babanın bu sürece olan aktif katılımı bu süreçte gelişen dengeleri bozup daha eşitlikçi bir hale döndürebilir. Değişen bu döngü de babanın bu iletişime katılım sağlaması hem çocuğun baba ile geliştireceği bağları etkilemekte hem annenin otorite rolünün azaltılmasında katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Babalığın getirdiği hem bu sosyal değişimler varken yapılan çalışmalar saptanmıştır ki, aynı zamanda babaların psiko-sosyal ve biyolojik olarak da değişimler yaşadığını öne sürmüştür. Yapılan bu çalışmalarda görülmüştür ki yalnız anne değil babanın da çocuk ile geçirdiği vakit içerisinde anne ile aynı oranda beyin bölgeleri aktif olmuştur. Bu çalışmalar babanın da anneler gibi beyninde değişimler yaşanabildiğini öne sürmüştür.
Aile içerisinde annenin ve babanın da farklı rollere sahip olduğu öne sürülmüştür. Geçmişten günümüze kadar olan tüm süreçlerde anne çocuğa birincil bakım veren, çocuğun sadece oyun değil diğer tüm sorumluluklarını aktif hale getiren taraf olarak düşünülmektedir. Anne çocukla daha fazla zaman geçirse dahi biraz daha otorite olan taraf olarak görülebilir, bunun en önemli nedenlerinden biri, baba çocuk ile vakit geçirirken geçirilen bu zamanın büyük bir bölümü oyunu kapsadığı için anne daha sorumluluk hatırlatan ve otorite olan kısım olduğu düşünülür. Bu süreç zaman içerisinde değişebileceği için baba çocuğun hayatında ne denli aktif rol alırsa çocuğun gelişimi konusunda daha fazla konuya hakim olabilir. Babanın çocuğun hayatında aktif olarak var oluşu çocuğa kendini daha güvende hissettirdiği gibi , duygularının gelişimi, kimlik algısı, hem sosyal hem de psikolojik gelişimi açısında da büyük önem taşımaktadır. Babanın çocuğun hayatına dahil olması babanın bu anlamda geliştirdiği motivasyon ile doğru orantılıdır. Babalık motivasyonu ne kadar yoğun olursa çocuğu ile bağı da o denli kuvvetli gelişir. Bunun önemini ilerleyen süreçlerde baba ile çocuğun kurduğu iletişim ve etkileşimine olan sürekliliğinden anlayabiliriz. Bir çocuk için baba kavramı onun dünyayı algılaması ve keşfetmesi adına büyük önem taşımaktadır, babaları ile güvensiz bağ geliştiren çocuklar, duygularını ifade etmekte ve hatta uyumlu davranışlar geliştirmekte zorlanmaktadırlar. Güvenli bağ geliştiren çocuklar dünyayı, duyguları, hisleri keşfetme açısından hevesli olurken babalarını da bu keşfin güven veren tarafı olarak algılayabilirler. Bu nedenle çocuğun kendi dünyasını ve hayallerini kurup keşfedebilmişti için güvenebileceği bir destek olmak baba için çocuğunun geleceğini kendi elleriyle geliştirmesine benzetebiliriz. Bundan dolayı baba kavramı sadece bakım verenden ziyade bir çocuk için dünyasını paylaşabildiği birincil güvenli alanıdır ve bu alanda babanın önemi yadsınamayacak kadar güçlüdür
. Uzman Psikolog Dilayda Işık

Kaygının Gelişimi ve Obsesif Kompülsif Bozukluk (OKB) Psikopatolojisi

Kontrol hissi kişiye kendini güvende hissettirdiği için kişi tehlike yok algısı içerisinde olur. İnsanlar hayatlarında kontrol
edemedikleri durumların varlığını algıladıkları anda “kaygı” geliştirmeye başlarlar. Kişi çevresini ve durumlara kontrol
edilemediğinde bütünüyle tehlike algısı ve tehdit algısı hisseder. Kişi algıladığı tehdit seviyesinde kontrol arayışına girdiği için
kaygı ve kontrol birbiriyle sürekli bir etkileşim halinde olmaktadır.

Kontrol etme davranışının patolojik hale gelme durumu bireyin işlevselliğini önemli boyutta kaybetmesiyle meydana
gelmektedir. Kişi kontrol edemediği duruma karşı bir tepki olarak göre davranış sergilemeye başlar, sergilenen davranış
minimal boyutta kaygının varlığını azaltmakla beraber kişiye rahatlama hali getirir ve aslında bu döngü kompülsiyonları sürekli
hale getirmektedir. Kaygının varlığı kişiye kontrol edilemez hissi verdiğinden dolayı kişiye sürekli olarak düşünce haline
sürükler ve rahatsızlığı artırmaktadır. Okb süreçlerine bakıldığında bireyin kontrol hissine ulaşmak istemesi kontrol ve kaygının
birbiriyle ilişkisinden kaynaklanır. Okb olan bireylerde düşüncenin kontrolü, düşüncenin işlevselliğinden daha önemlidir
bundan dolayı sağlıklı kişilerden farklı olarak hayatlarının her alanında bir kontrole ihtiyaç duyarlar.

Kaygının çocuğun hayatında işlevselliğini kaybetmesi ile sonuçlanması durumu okb durumunu meydana getirir. Çocuğun
obsesyon geliştirmesinde, tuvalet eğitimi almaya başladığı dönem vurgulanmaktadır çünkü çocuk o dönem içerisinde, obsesyon geliştirmeye başlamaktadır. Kaygı çocukluk dönemimizde öğrendiğimiz bir duygu halidir. Ebeveynlerimiz tarafından aşırı eleştirisel tutum ceza ve suçlayıcı davranışlar çocuğun kaygı geliştirmesine sebep olmaktadır. Çocuk kaygıyı çevresinden
öğrenirken kaygılı insanların varlığı onu daha çok kaygıya ve kontrol ihtiyacına sürükleyebilir bundan dolayı çocuğun kaygıyı
yönetimi sürecinde ebeveynlerin rolü ve çevresinin önemi vurgulanmaktadır.

Okb’nin gelişiminde, bireyin temel inanç ve şemaları da büyük önem taşımaktadır. Buradaki biliş ve şemalara bakıldığında,
bireyin felaketleştirici düşünme biçimi kaygı kişi de kaygı yaratmasına neden olmaktadır.
Kişi bunu sürekli düşünce ve davranış haline dönüştürdüğünde işlevselliğini kaybettiğini farkeder, ve kişiyi o noktada rahatsız
etmeye başlar. Okb’ye eşlik eden tanılara bakıldığında, en sık görülen depresyon ve tik sendromu olduğu belirtilmiştir.

Uzman Psikolog Dilayda Işık

Geniş Aile Kavramı ve Çocuk Gelişimi Üzerine Etkisi

Çocukların dedeleri ve büyükanneleri ile birlikte oluşunun hayatlarında taşıyacağı izler için büyük
önemi vardır. Kurulan her bağ çocuk için ayrı bir güvenli alan yaratırken aynı zamanda çocuğa farklı
perspektifler sunup çocuğun hayatına kazandırdığı bir durum haline gelir. Ebeveynler için de kıymetli
ve gerekli olan bu durum aslında kendi anne babasının kendi aileleri ile nasıl iletişimde kaldığı ve
nasıl ilişkileri olduğuna bağlı olarak da artıp azalan bir ilişki haline gelebilir. Çocuk anne veya
babasının kendi aileleri ile olan iletişimi sayesinde dede ve büyükanneleri ile birlikte daha kıymetli
zaman geçireceğini düşünüyorum.

Zaman geçtikçe eski değerler ve eski düşüncelerin uzaklaştığını görsem de bunu engelleyecek en
önemli şey çocukların dedeleri veya büyükanneleri ile kurduğu iletişim olacaktır. Modern toplumda,
her şeyin inanılmaz hızlı ve daha az kıymetsiz hale geldiği bu toplumda torunlarına eski değerleri ve
eski düşüncelerin aslında insan hayatında ne kadar kıymetli olduğunu, gösterebilecek en önemli nesil
olduğuna inanıyorum.

Teknoloji çağında yaşayan çocuklar, her şeyin hızlı ve ekran üzerinde gerçekleşmesine alışmışken,
eski yaşanılan değerlerin kıymetini farkettirmelerini sağladığına inanıyorum. Büyükanne ve dedeler ile
kurulan iletişim eskiden daha çok ebeveynlerin tercihine kalsa da şuna biraz daha zorunluluk haline
gelmiş durumda. Çalışan ebeveynler için güvenli bir yardımcı olarak algılanan dedeler ve
büyükanneler çocuğun gelişimine önemli katkılarda bulunuyorlar. Çocuğun hayatında, büyük bir rol
model geliştirmesine, çocuğun duygusal ve sosyal anlamda destek hissetmesine, örnek davranışlar
sergileyerek vs aslında çocuğun hayatında hem büyük bir rehber hem de büyük bir destektir. Gelişen
toplum ile birlikte dedelerin ve büyükannelerin de rolleri zaman içerisinde değişse de yapılan
araştırmalara göre, torunları ile birlikte olan büyüklerimiz de hayatları için olumlu bir destek
hissedildiği yapılan çalışmalarla belirlenmiştir.

Ebeveynlerin kendi ailesi ile kurduğu iletişim, dede/büyükanne- torun ilişkisinde ana faktördür. Çocuk
bu sayede aslında aile yaşantısının önemini, kurulan iletişimin ne denli kıymetli olduğunu, saygıyı,
ebeveynlerin bireylerin hayatında ne kadar önemli olduğunu anlamasını da sağlayabilir. Aile
yaşamının sağlıklı gelişmesine yardımcı olan bu faktör, çocuğun kendi ebeveynlerini örnek alarak
geliştirebileceği bir durumdur. Dede ve büyükanneler tecrübelerini, tavsiyelerini göstererek hem kendi
çocuklarına hem de torunlarına yol gösterici olurlar. Onlardan öğrendikleri bakış açıları, zorlandıkları
durumda doğru karar ve davranışı göstermek adına önemlidir.

Ailenin büyümesinde ve bağların kopmamasında da büyük önem taşırken, torunlarına verdikleri
bilgilerle birlikte aslında tecrübelerini ve tavsiyelerini gelecek kuşaklara iletirler. Ailenin içinde
sağladıkları bu bağ ve beraberlik, nesilleri etkilerken aynı zamanda çocuğun kişiliğini keşfetmesinde,
engellendiği yerlerde yardımcı olacak fikir ve davranış geliştirmesine de destek olur. Torunlar bu
sayede aile bağının önemini, ailenin içindeki dinamiklerden aldığı tecrübelerin kıymetini de keşfetmiş
olur. Çocukların hayatlarına değerli olanların farkındalığını getirirken, torunlarına bu ve bunun gibi
pek çok değerin kazandırmasına da yardımcı olurlar.

Dedeleri be büyükanneleri ile geçirdikleri zaman içerisinde, çocuk sorumluluk kavramını, şefkat ve
anlayış göstermeyi de öğrenir. Bu değerlerin şimdi bulunduğumuz toplumda kendiliğinden gelişmesi
ve maruz kalınarak öğrenmesi çok güçken çocuk bunu dede ve büyükannesi ile kurduğu ilişkide
rahatlıkla öğrenebilir. Bu ikili ilişkide her taraf pek çok şey kazanır, çocuk dünyayı farklı yerden
bakmayı, dedeler ve büyükanneler de kendilerini daha anlamlı ve dolu bir yaşam içerisinde
hissedebilir. Torunları ile birlikte yeni keşfettikleri durumlar onlara hayatlarını hala anlamlı ve keyifli
hale getirilen, kendi çocukları içinde büyük bir yardım ve destek haline gelir. Torunlarının
hayatlarında sahip olduğu her şeyin ne kadar kıymetli olduğunu ve bazen bunun önemini tekrar
farkettirdikleri için, çocukların bilinçlerine ve farkındalıklarına da katkısı bulunulduğu
düşünülmektedir.

Uzman Psikolog Dilayda IŞIK

Polikistik Over Sendromu(PCOS)

Tipik bir Polikistik Overli kadını tarif edecek olursak; kilo fazlası ve insülin direnci olan, vücudunda uygun olmayan biçimde (özellikle meme başı çevresinde, göbek çevresinde veya çene bölgesinde) tüylenme görülen, yüzünde ve sırtında akne derdi olan, saç dökülmesinden şikayetçi bir kadından bahsederiz. Adetleri sıklıkla düzensiz ve uzun aralıklıdır. Kolesterol ve tansiyon yüksekliği de bu hastalarda bulunabilir. Tabi ki bahsettiğimiz bu tablo her Polikistik Overli kadın için geçerli değil. Normal vücut ağırlığına sahip olan bir çok PCOS’li hasta var. Ama her ne kadar normal vücut ağırlığına sahip olsalarda beslenme Polikistik Over sendromu için çok önemli. Basit bir şekilde bu hastalığa iyi gelecek beslenme önerilerim şunlar;
🍉Basit karbonhidratlar azaltılarak kompleks karbonhidratlar arttırılmalıdır.
🍉Yüksek lif alımı sağlanmalı, meyve-sebze tüketimi arttırılmalıdır.
🍉Pcos ile ilgili bir çok çalışma bulunup bu çalışmaların bazılarında düşük glisemik indeksli besinlerin tercih edilmesi önerilmektedir.
🍉Her öğünde doğru karbonhidrat/protein/yağ alımı kan şekerini dengede tutmak için önemlidir.
🍉Düzenli egzersiz yapılmalıdır.

Unutulmamalıdır ki çoğu hastalık gibi Polikistik Over de tedavi edilemeyecek bir hastalık değildir. Multidisipliner bir yaklaşımla tedavi edilebilir.

Diyetisyen Ayşe Sude İl

Mide asidi yetersizliği ve belirtileri

✅Mide asidinin artması gibi azalması da mümkün olup bu durumda kişiler
mide asidi yetersizliğine bağlı şikayetlerden yakinmaktadir. Mide asidi
yetersizliğinde; sindirim problemleri, özellikle mide ile ilgili sikayetler,
bağırsakta artmış kötü bakteri (SIBO) vb. şikayetler gözlenebilir.

❎Mide ekşimesini genellikle mide asidi seviyesinin artmasına bağlarız. Ancak, birçok sindirim şikayeti düşük mide asidinin nedeniyle ortaya çıkar ve çoğu insan bunun farkında bile olmaz. Bu durumda hemen mide koruyuculara sarılırız ve durumu daha da kmtü bir hale götürürüz.

❗Peki mide asidi yetersizliğinin belirtileri nelerdir?

📌Yemekten sonraki 1 saat içinde şişkinlik, geğirme, gaz
📌Midede yanma, reflü
📌Dişleri fırçalasanız bile ağızda kötü koku.
📌Ter de kötü kokar.
📌Tırnaklarda çizgilenme, kırılganlık.
📌Artmış iştah: Doysanız bile hala aç hissedersiniz.
📌Yemekten sonra uykunuz gelir(kan şekeri yüksekse de)
📌ilaçlarla tedavi edilemeyen kansızlık (demir eksikliği)

📍Bu belirtiler sizde varsa mide asidiniz yetersiz olabilir. Bu durumu düzeltmenin yolları nelerdir?

✅Öğünler öncesi ev yapımı elma sirkesi eklenebilir. Doğal elma sirkesi,
mide asit düzeyinin yükselmesine yardımcı doğal bir destektir. Salatalarda
ve çorbalarda kullanılabilir, öğünler öncesi direk 2 yemek kasığı seklinde
içilebilir.

✅ Mide asidini destekleyici sindirim enzimleri veya Hidroklorik Asit (HCL)
hekim kontrolünde kullanılabilir. Ayrıca sindirim enzimi ve HCL içeren
besinlerden destek alınabilir. Yine doğal elma sirkesi bunların başında
gelirken; zencefil, fermente sebzeler (lahana ve pancar başta olmak üzere),
ananas, kivi, papaya gibi besinlere beslenmede yer verilebilir.

✅ Yemeklerle birlikte veya hemen öncesi/sonrasında sıvı tüketmemek
gerekir. Sıvı tüketimi mide asidini delüe ettiği için midedeki asidite
azalmakta ve öğün için gerekli mide asidi sağlanmamaktadir. Bu
nedenle öğünün hemen öncesi, sonrası veya sırasında sıvı tüketilmemesi
gerekmektedir.

Diyetisyen Kübra EREN ATEŞ

Diyette en sık yapılan 5 hata

Birçoğumuz hayatının bir döneminde mutlaka diyet yapmıştır. Çabucak, hızla kilo vermek için kulaktan duyduğumuz programları denemiş, belki kilo vermiş ama sonrasında daha fazlasını almıştır.

Popüler diyetleri uygulamak yerine, şahsımıza özgü hazırlanmış diyetlerle sağlıklı kilo vermek çok daha faydalı olacaktır. Aksi halde diyet esnasında yaptığımız hatalar, geri dönüşü olmayan sağlık problemleri yaşamamıza neden olabilir.

⿡Uzun Süreli Açlık ya da Öğün Atlama
Bu şekilde kilo vermeniz hızlanmaz. Aksine metabolizmanızın yavaşlamasına neden olduğu için kilo vermeyi de engeller. Aç kalmak ya da öğün atlamak kas kayıplarına neden olmasından sağlığınıza kalıcı zararlar gelmesine kadar pek çok olumsuz sonuç doğurabilir. Hatta çoğu zaman da kilo verdikten sonra hızlı bir şekilde bu kiloların alınmasına neden olur. Uzun süreli aç kalma veya öğün atlama diyet yaparken neden kilo alınır sorusunun cevabıdır.

⿢Yetersiz Karbonhidrat Tüketimi
Diyetlerin temeli karbonhidrat, yağ gibi besinlerin yoksunluğu değildir. Her besin grubundan uygun şekilde alınması gerekir. Özellikle yapılan en büyük yanlış karbonhidratı kesilirse kilo verileceği yönündeki anlayışında yatar. Hâlbuki yetersiz karbonhidrat tüketimi kas kaybı riskini de beraberinde getirir.

⿣Tek Tip Besin Tüketimi
Hiçbir diyette tek bir tip besinle beslenme stratejisi bulunmaz. Çünkü vücudun belirli besin yoksunlukları çok büyük sağlık kayıplarına neden olur.

⊙ Eğer tek tip beslenmeye dayalı diyet listesi ile diyet yaparsanız Vitamin, mineral ve kas kayıplarına neden olursunuz.

⿤Yetersiz Su Tüketimi
Yetersiz su tüketimi, vücutta ödem oluşmasına neden olurken sindirim enzimlerinin yeterince iyi çalışmasını önler. Gittikçe de metabolizmanız yavaşlar. Bu da kilo vermeyi durduran ve sağlığı bozan önemli bir faktördür.

⿥Yetersiz Yağ Tüketimi
Düşünüldüğün aksine her diyette belirli oranda yağ tüketimi zorunludur. Çünkü hücrelerin düzgün çalışması için gerekli olan sağlıklı yağ, yeterli miktarda tüketilmediğinde metabolizma yavaşlar ve kilo vermek zorlaşır.
Salataları yağsız tüketmek, yağda eriyen “A,D,E,K” vitaminlerinin emilimini engeller.

Diyetisyen Kübra EREN ATEŞ

Reformer Pilatesin omurga üzerindeki etkisi;

Egzersizin insan yaşamına ve omurga sağlığına iyi geldiği herkes tarafından bilinmektedir. Özellikle her tedavi için kişiye ve omurga problemine özel egzersiz türlerinin de değiştiği programlar fizyoterapistler tarafından planlanmaktadır. Her bir egzersiz türünün önemli olduğu ve yaşam kalitesini olumlu yönde etkilediği bilinmektedir.
Tüm vücut çalışılan ve omurga sağlığına iyi gelen egzersiz yöntemlerinden birisi de reformer pilatestir.

Reformer pilates stabilizasyon açısından en önemli kaslardan olan Core kaslarının, bel ve sırt ağrılarının en önemli sebeplerinden biri olan bel ve karın kaslarının, pelvisin stabilizasyonunu sağlayan kasların çalışıldığı, omurgayı destekleyen kaslar üzerinde yoğunlaşan bir egzersiz sistemidir. Bir problem için sadece tek bir bölgeye odaklanmadan vücut bir bütündür mantığıyla hareket eden bir yöntemdir.
Pilates egzersizleriyle omurga çevresi derin ve yüzeysel kaslar herhangi bir egzersizle olamayacak kadar çalıştırılabilir. Böylece omurga daha stabil, daha dengeli, daha esnek hale gelir.

Fizyoterapist Ezgi Fidan

Kulunç (fibrozit) (miyofasiyal ağrı sendromu) nedir, nasıl tedavi edilir?

Halk arasında kulunç girmesi, yel girmesi veya damar damar üstüne binmesi olarak bilinen ağrılı noktalar çoğunlukla boyun, sırt bölgesinde, genelde kürek kemiği etrafında bulunurlar. Uzun süreli kronik ağrıya sebep olan kulunçların nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Kulunçların aslında ağrı dışında hiç bir zararı ve tehlikesi yoktur fakat yaşam kalitenizi olumsuz yönde etkiler.
Genellikle ağrı kas ve iskelet sistemi ağrıları ile birlikte ve farklı noktalarda ortaya çıkabilir. Kulunçlu bölgede kaslar oldukça sert ve gergindir, biraz bastırmak veya sıkmak bile hastaya aşırı acı verir. Bu ağrı yayılabilir ve etkilenen kasta uyuşmaya, karıncalanmaya neden olabilir. Nefes alırken bile etkilenen bölgede batma hissi oluşur. Hasta hareket etmekte zorluk çeker fakat unutulmaması gerekir ki hareketsizlik ağrıyı daha fazla tetikler.

Fibrozit fiziksel ve psikolojik nedenlerden ortaya çıkabilir. Kasta aşırı zorlanma, yetersiz fiziksel aktivite (sedanter yaşam), soğuk ve rüzgarlı ortamda uzun süre bulunma, omurga problemleri, vitamin eksiklikleri, obezite, stres, ruhsal problemler, depresyon gibi pek çok nedenden genelde yaşam tarzı alışkanlıklarından kaynaklanır.

Fibrozit tedavisi öncelikli olarak iyi bir ön muayene ve hasta hikayesi alma ile başlar. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanı tarafından yapılan muayene sonrası, fizik tedavi, sıcak uygulama, bölgesel medikal masaj, kuru iğneleme tedavisi, nöralterapi, proloterapi, manuel terapi, lazer tedavisi, germe ve gevşeme egzersizleri ile başarılı ve olumlu sonuçlar alınabilir.

Sağlık için ilk adım. Temiz beslenme.

🥦Temiz beslenme dendiğinde ilk olarak açıklanması gereken terim “TOKSİN” olmalıdır.
❌Toksin vücudumuza aldığımızda organlarımıza ve vücut fonksiyonlarımıza zarar verebilen, ağır metaller, mikroplastikler, tarım ilaçları, antibiyotik gibi maddelerdir.
✅Toksinlerden uzak beslenmeye ise TEMİZ BESLENME denir.

Temiz beslenmede ilk şart TEMİZ MUTFAKTIR. Temiz bir mutfak için dikkat edilmesi gereken ve çok basit olan bazı değişiklikler yapmalıyız.
📍Plastik ürünleri mutfaktan çıkartmak ve cam, porselen, seramik gibi ürünler kullanmak.
📍Teflon, alüminyum ve benzeri tencere tavalar yerine çelik tencere, tava kullanmak.
📍Streç film, alüminyum folyo vb. ürünleri mutfaktan uzaklaştırmak.
📍Paketli ürünleri elimizden geldiğince mutfağa sokmamak.
Bunlar temiz bir mutfak için atacağımız basit ama etkili adımlar olacaktır.
Gel gelelim TEMİZ BESLENME nedir kısmına?

Temiz beslenme toksin içeriği yüksek olan gıdalardan uzak bir beslenme tarzıdır. Malesef ki son dönemlerde teknolojinin gelişmesi, gıda ihtiyacının artması vb sebeplerle gıdalar sağlıklı olmaktan uzak bir hal aldı. Sağlıklı gıdaya ulaşmak ise oldukça zorlaştı. Peki kendimizi çok zorlamadan nasıl temiz beslenebiliriz?
✅İlk olarak daha çok sebze ve meyve ağırlıklı beslenme tarzına geçiş yapmalıyız. Sebze ve meyveleri yıkarken karbonatlı suda biraz bekleterek yıkamak tarım ilaçlarının etkisini azaltacaktır. Bilinenin aksine sirke tarım ilaçlarının etkisini artırmaktadır.
✅Yumurta, tavuk, kırmızı et, balık gibi kaynakların tüketimini azaltmak ve tüketirken organik olacak şekilde tüketmek faydalı olacaktır. Artık marketlerde bile yumurtaların organikleri bulunmakta.
✅Kırmızı et tüketimimizi kuzu etinden yana kullanarak danalar üzerinde kullanılan beslenme yöntemleri ve antibiyotik uygulamalarından uzak durmuş olacağız. Biz antibiyotik kullanımından uzak dursak ta besi alanında ki şartlar sebebiyle dana ve tavuklara sık sık antibiyotik uygulaması yapılmaktadır. Bu etleri tükettiğimizde yine antibiyotiği vücudumuza almış olmaktayız.
✅Tavuk için en güzeli bulabildiğiniz köy tavuklarını alıp buzluğa atmak olabilir.

✅Balık tüketirken ağır metal yükünden kaçınmak için derin deniz balıkları yerine orta ve yüzey balıkları tercih edilebilir.
✅Paketli gıda ve fast food tüketimini oldukça azaltmak temiz beslenme konusunda güzel bir adım olacaktır.
✅Çalışan biri olsanız bile yemeklerinizi yanınızda taşımak yine güzel bir adım olabilir. Bu sizin için zor oluyorsa ilk etapta evde bile bu değişiklikleri yapmak oldukça faydalı olacaktır.